
(mardin katliamı’na)
mayıstı.
usulca gelmişti dağların arasından bahar. tatlı bir söz gibi açılmıştı çiçekler toprağın bağrında. bu topraklarda binlerce yıldır her bahar insan kanından alır gelincikler rengini. kargalar sahipsiz ölülerin cesetlerini bekler karınlarını doyurmak için.
bahardı.
endişe enikonu sızıyordu sıcak yataklarında tatlı bir ölüm bekleyen düş sahiplerinin uykularına. vurulup ölmek vardı kör karanlıkta… hain tuzakta… bebek beşikte… gelin gerdekte. ah niye ellerini kınalarsın gelinim. hele bir bahar gelsin… kan sızacak nasılsa. iyiden iyiye kabarmıştı bahar. çöl kavminden armağan soğuğun yerini tatlı bir esinti almıştı akşamüstü.
erik ağaçlarında bir kıpırdanma görülür ilkin. sonradan çoğalır serçe çiğirtisi. gelincikler kızıl rengini almak için bekler toprağa sızacak kanı: TÖREDİR. bin yıldır böyle biline gelmiştir. bundan sonra böyle bilinecektir.
akşamdı.
gün devrilip giderken cümle kâinat susar bir müddet, bakarak devrilen günün geride bıraktığı kızıllığa. sonra dağda kurtlar ulur ilkin. haylaz köpekler evlerin sağrısında tembellik eder. yavuzlar kurt düşü kurar yalın kılıç bir kavgada. cinler sükûnete erip bir vakit kulak kabartır kâinatın suskunluğuna. sonra hangi damın ciniyse, çekilir gider: TÖREDİR. bin yıldır böylece duyulmuş ve bilinmiştir.
rüzgâr, aslını fars’tan alıp gelir. dağıtır kancık pusuların düşlerde kurduğu efkârı. sonra unutulur bahar olduğu. kan dökülme mevsiminin kapıda durduğu. düğün dernek kurulur.
geceydi.
ah şu rüzgâr, dağıtmasa endişe sahiplerinin düşlerinde ki kan mevsimi kokusunu, belki gece bu kadar tekin karşılanmayacaktı. elleri tetikte bekleyecekti ölümü, yasal silahlarıyla gecenin erkekleri.
kadınlar, sığınıp tanrılarından armağan aldıkları beşiklere, ağıtlar hazırlayacaklardı ölülerine.
ah şu rüzgâr… kancık bir pusunun önünde sis perdesi olmasaydı. olmasaydı! ağıt yakacak kadınlar olacaktı.
düğündü.
sevdalı mıydı ölüler bilinmez. bu topraklarda adem’den beri sevdaya değer verilmez. yasal bir ırza geçmedir evlilik çoğu zaman. kadın, itaat etmelidir, aksi ölümdür. ve bu en değişmez TÖREDİR. kırk bin yıldır görülmüş ve duyulmuştur.
çeyizinde allı morlu, kokusu topraktan, toprağı yurttan; teri, kör gecelerden kalma el işleri vardı. çeyizinde kadın olmanın korkusu, çocukluğunun hasreti, annesini emaneti, babasının selameti, köylüsünün şahadeti, imamın icazeti vardı. ama mayıstı. bahardı. rüzgârdı ve geceydi. kan koksu silinmişti şu kör olası rüzgâr sebebiyle belleklerden. bellekler sadece töreyi sağlama alır bu topraklarda. unutmak ölüm olur. TÖREDİR.
namazdı.
tanrıya sığınmıştı her birisi.
cinler kendi damlarında derin uykudayken. haylaz köpekler çekilip gitmişken kuytularına. ölüm çıktı saklandığı kuytuluktan.
kırk yedi kurşun. üçü doğmamıştı daha. ana karnında…
töreydi.
bin yıldır böyle bilinmiş ve duyulmuş ki bu topraklarda her bahar gelincikler toprağa dökülen kandan alır rengini. bundan sonra da bilinip duyula.
engin akbaba
3 yorum:
Çok anlamlı ve içten.''çegizinde kadın olmanın korkusu,çocuklugunun hasreti,annesinin emaneti,babasının selameti,köylüsüsnün şahadeti,imammmın icazeti vardı''.Böyle acı bir katliamı ele almışsın yüregine emegine saglık.
teşekkür ederim. keşke kim olduğunuzu bilsem de teşekkürümü isminizi ya da rumuzunuzu anarak yapsaydım(engin akbaba)
İlk mesajım biraz karışık oldu.İsimsiz göndermişim.Yeni eserini okurken farkettim.Ben kendi adıma,eserlerini okumak ve takip etmekten onur duyyorum.Sagolasın abi.
Yorum Gönder
yorumunuz için teşekkürler.