kaltak

2010/04/05
...kaltak.....
miyase on altısında ..., mayıs göğü gibi domur domur.. bakışı kırılgan, saçları gece...
miyase tazecik daha, elleri çiğ düşmüş çimen gibi kokmaktadır, etekleri bir kahrı süpürüp getirir yıllar ötesinden...başını kaldırıp gülümseyemez kimseye. bütün tebessümlerini gecelere saklar görmesinler diye...
miyase, yalın.... hiçbir maske geçirmemiş yüzüne, kaşları hoyrat... bulut olup dökmektedir gözleri yaşı. miyase, bir nazlı gelincik ...... ömrünün baharında dolu vurmuştur, kırılmıştır boynu. bir utancı taşımanın kahrolmuşluğu yiyip bitirir bir kurt gibi miyase'nin içini. kaç sefer eli urgana gitmiş, sallandırmaya çalışmış ala şafaklarda kendini bahçedeki dut ağacından; ama becerememiştir. miyase bir kavak yaprağı gibi tiril tiril, suya inmiş akça söğüt gibi efil efil, taşa çarpan nehir gibi umut umut...

her gün biraz daha büyümektedir utancı, kahrolmuşluğu... kahrolmuşluğunu sevgiye çevirecek gibi olur gecelerin sessiz saatlerinde sonra tekrar bileyler zihninin topluma ait olan yanını ve utanç duyarak dolaştırır bedenini, aklını şu bozkırın ortasında. garbi yele dayayınca alnını usuldan kıvrılır dudağı, ağlayacak gibi olur da yapamaz. susar sadece. suskunluğundandır ki, düşünür. düşünmek... insanı çözüme ulaştıramaz ise eğer delirtir. miyase delirdi mi? hayır! delirmeye vakit bile bulamadı.

kuşaklar sardığı karnının büyüdüğünü annesi fark etmeden önce, veli'ye,beni istet babamdan, dedi.karına kuma, sana kul olmaya hazırım, bu utançla yaşayamam, ben yaşasam da yaşatmazlar beni, dedi. veli gülüp geçti. veli ki, ıssız bir günün ortasında, güneş tekmil gölgeleri kısaltmışken yani. yani köylünün tarlada olduğu vaktin birinde. miyaseyi ahırda sıkıştırıp, ırzına geçmiştir. o gün bu gündür, şerhem şerhem açan miyase, içten içe kurumuş; kimse de bunun farkına varmamıştır. söyleyememiştir kimseye miyase.

annesi öğrendiği vakit çığlık çığlık yankılanıyordu sesi kerpiç evin duvarlarında. gün kuşluğunu yitirmiş, geceye hazırlanıyordu. annesinin çığlıkları ile sallanan evde, dip odanın orta yerine kapaklanmış ağlıyordu miyase, hıçkırarak. önce abisi, sonra büyük abisi, sonra babası, ... kim duyduysa doluşup odaya tekmeler savurdular, yumruklar indirdiler, küfürlere boğdular. abisi hamit hırsını alamamış olmalı ki saçlarından tutup büyük eve getirdi miyaseyi sürüyerek. kapıları kapattı en küçük kardeşi ali. bu saatten sonra artık umut denilen o ucu zehir, sapı demir ışıltısı çelik şey çekilip gitmişti miyase'nin gözlerinden. bağırarak sorulan sorulara susarak cevap veriyordu miyase. hiçbir şey duymuyordu. hiçbir şey düşünmüyordu. hiçbir şey yapmıyordu ağlamaktan başka. dövenler yoruldukça bir diğeri aldı sırayı.. annesi bir sopa bulmuş onunla vuruyordu ve beddualar ediyordu, kaltak kızına. peşi sırada ağıtlar tutturuyordu. öfke miydi, acı mıydı, utanmışlık mıydı neydi bilinmez annesinin duygusu. belki de hepsi iç içe geçmişti, belki de sırasıyla hakim oluyordular zavallı anne yüreğine. ama asla sevgi değildi. bunu, o an orada kim olsa anlayabilirdi. uzunca sürdü bu kargaşa. sonra hamit yine sürükleyip saçlarından odaya götürdü, artık ağlamaktan dermanı tükenmiş, öylece boş gözlerle etrafa bakan kızı. kapıyı arkasından kilitledi.

hamit birkaç kez geldi miyasenin arkasından kitlenmiş kapıyı açarak,söyle kaltak, kimden peydahladın bu piçi? hiçbir seferinde cevap alamadı. konuşmuyordu miyase, öylece bakıyordu karanlığın içinde. gülmüyordu. kızmıyordu. düşünmüyordu. belli belirsiz nefes alıyordu. her geldiğinde birkaç tekme , birkaç yumruk vurup geri gidiyordu hamit.

aile meclisi tartışmadı bile. bu gece sabaha varmadan ali ablasını vuracaktı. onüç yaşındaydı ali. miyase on altısında daha. babası varıp öptü aliyi. gece geç saatti. dışarıda yıldızların altında garbi bir yel yalamaktaydı bozkırın sessiz bağrını. ay kocaman olmuştu. kavak yaprakları tiril tirildi. bir puhu kuşu endişesiz ötüyordu. önce bir silah sesi ile titredi bozkırın şişkin bağrı. titredi akça söğütlerin yaprağı, ayın önüne bir bulut geldi. sonra her şey iki dakika öncesine döndü.

veli, günün sabahını endişe ile bekledi. tan atarken yüreği delinecek gibiydi korkudan. gelen giden olmayınca derin bir nefes alıp kalktı yataktan ve sabah namazına durdu.



25/01/2006

0 yorum:

Yorum Gönder

yorumunuz için teşekkürler.