Birkaç gün önce bilmem nerede, bilmem hangi üniversitenin öğrencileri sevgili başbakanımızı protesto etme edepsizliğinde bulundukları için polis tarafından dövülmüşler ve hatta hamile bir edepsiz üniversite talebesi, hamile olduğunu utanmadan ulu orta söylemiş polis ise bu utanmaza acımadan tekmelemeye devam etmiştir.
Bazıları ise polisin dayağını şiddet uygulamak, olarak yorumlamak cüretini göstermiş, devletin başbakanına karşı sözler eden güruhu dövmenin ölçülülük ilkesini aştığını söylemişler. Lafı güzaf. Peeeehhh!
Bu edepsiz güruhun bir an evvel anaları ile beraber yurttan gitme vakitleri gelmiştir. Başbakanı beğenmiyorsalar analarını da alsınlar ve moskova’ya kadar gitsinler, demekten başka bir söz bizim ağzımıza yakışmaz.
Efendim, sağ basın veya sağ düşünceye sahip çoğu kişi yukarıdaki gibi düşünmektedir.
Yazımızın başlığında da belirttiğimiz gibi, öğrencilere ölçüsüz şiddet uygulayan polisler yapmaları gerekeni yapmıştır. Çünkü öğrenciler, başbakanı protesto etmektedirler ve daha da vahimi sarf ettikleri sözler sol karakter taşıyan kelimelerden ve cümlelerden oluşmaktadır.
Bu ve ya buna benzer, sol karakter taşıyan herhangi, bir gösteriye karşı ben polisin daha insaflı davrandığını bunca zaman görmedim.
Görmeyi dilemek ye da istemek de ahmaklıktan başka bir şey değildir. Zira, bir çok ülkede olduğu gibi polis hukukun korkusunu değil korkunun hukukunu yaşatan başat güçlerdendir.
Yıllardır üniversitelerde veya üniversite önlerinde kavga ya da polisin şiddetli müdahelesini göremiyorsak bu üniversitedeki öğrencilerin artık birbirleri ile didişmeyi bırakıp da derslerine ve ülkenin geleceğine ilişkin çalışmaları artırmalarından değil, aksine dünyaya ilişkin herhangi bir kaygılarının olmayışından, kendi çıkarlarını toplum çıkarının tamamen önünde tutmalarından ve bilimden- sanattan- mücadeleden ziyade, karşı cinsle iştigal edip beli ile beraber kafasını da boşaltmasından kaynaklanıyor.
Dünya ile derdi olanlar, kafası dolu, yüreği kavi insanlardır. Bunun için, kendilerince haklı gördükleri fikirler için mücadele edip doğru-yanlış inandıkları değerler uğruna emeğini, canını, vaktini ortaya koymakla alakalıdır.
Düşünen, dünya ile derdi olan insan her zaman hükümetle muhalif olmak zorundadır. Çünkü değişim ve gelişim istemekte olanla yetinmeyip olması gerekeni arzulamaktadır. Oysa polis hükümetin halka uzanan sopasıdır. Çünkü polis hükümet çıkarlarını toplum çıkarının önüne koyduğu için sağcıdır.
Sağcılar tebaa oldukları için ciddi kavgalara girme yürekliliğini asla gösteremeyeceklerinden dolayı polisle karşı karşıya gelmeleri de pek mümkün değildir. Karşı karşıya geldiklerinde ise kardeş dilleri konuşmaları dolayısı ile bir şekilde anlaşabilir ve herhangi bir şiddete maruz kalmaksızın olayı hoşgörü çerçevesinde bitirebilirler.
Hoşgörü dünyanın en aşağılık kelimesidir. Hoş görü kendinden taviz vermen, inanamadığın halde inanıyormuş gibi yapman demektir. Doğru kelime ise tahammüldür. Bir sağcının ise tahammüllü olması mümkün değildir.
biz üniversitede iken, dünyaya karşı avazımız çıktığı kadar bağırdığımız için yöneticiler tarafından yuhalandık, aşağılandık ve dayak yedik. şimdi sıra bugünün üniversiteli gençlerinde.
bugünün gençleri herşeylerini kaybetmiş durumdalar. kampüslerini, fakültelerini, sınıflarını ve dahası kantinlerini kaybetmişler herhangi bir fikir tartışması dahi yapamaz hale gelmişlerdir. çünkü fakültelerin içi boşaltılmış, kantine saman sınıflara ise o samanla idare dilecek beyinler doldurulmuştur.
üniversiteler biri bizi gözetliyor evlerine dönmüş, bu dönüşüm esnasında kimse sesini çıkarmamıştır.
polis, öğrencilere ölçüsüz güç uyguladı, diyorlar. bunu düzeltip, muhalif öğrencilere demeleri gerekirdi. ama buna şaşırmak ülke, dünya gerçeğinden haberdar olmamaktır.
ben bu yüzden severim egenin ötesini. çünkü egenin ötesinde, polisin şiddet uyguladığı alexis ölmüş ve bunun hesabını ortaokul öğrencilerinden başlayarak ülkenin tüm öğrencileri sorma cesareti gösterebilmişlerdir.
oysa bizim ülkemizde, birini dövme özgürlüğünü normal -vicdanı olduğunu söyleyen- bir vatandaşa dahi verseniz önüne geleni falakaya yatıracaktır. bu hoşgörü yalanının gerçeğidir. bu şiddetten beslendiğimizin gerçeğidir. bu sağcı kafa yapımızın gerçeğidir. bu değişime karşı inatla-kinle-şiddetle karşı durmamızın gereğidir.
0 yorum:
Yorum Gönder
yorumunuz için teşekkürler.